Smithsonian Enstitüsü’nün 14. sekreteri Lonnie G. Bunch III, 8 Eylül’de yıl sonunda görevinden ayrılacağını duyurdu. Yaklaşık 38 yıllık Smithsonian kariyerini kapatan bu karar, Washington’daki en büyük müze ve araştırma ağının sıradan bir yönetim devrinden çok daha fazlasıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bunch’ın ayrılığı, Amerikan tarihinin müzelerde nasıl anlatılacağı üzerine Beyaz Saray ile kurum arasında son bir yılda belirginleşen gerilimin ortasında geliyor. Dolayısıyla mesele yalnızca yeni bir yöneticinin kim olacağı değil; ulusal koleksiyonların, sergilerin ve kamusal hafızanın hangi kurumsal koşullarda korunabileceği.
Bir müze yöneticisinden daha fazlası
Bunch’ın mesleki mirası, yöneticiliğin sergi açılışları ve idari takvimlerle sınırlı olmadığını hatırlatıyor. 2005 ile 2019 arasında Ulusal Afrika Amerikan Tarihi ve Kültürü Müzesi’nin kurucu direktörlüğünü yaptı; yıllar süren hazırlık, kaynak yaratma, koleksiyon oluşturma ve mimari süreç sonunda müzenin 24 Eylül 2016’da National Mall’da açılmasında belirleyici rol oynadı. Bu deneyim, uzun süre ulusal kurumların kıyısında kalmış tarihlerin merkezî bir kamusal yapıya nasıl taşınabileceğine dair güçlü bir örnekti.
2019’da Smithsonian’ın ilk siyah sekreteri olduğunda üstlendiği görev, 21 müze, araştırma merkezi, kütüphane ve arşivden oluşan devasa yapıyı yönetmekti. Ancak Bunch’ın asıl önemi, müzeyi yalnızca nesnelerin saklandığı bir yapı olarak değil, çelişkili tarihlerin birlikte tartışılabildiği bir kamusal alan olarak düşünmesinde yatıyor. Bu yaklaşım, koleksiyon yönetimi kadar sergileme dilinin de siyasi ve etik sonuçlar taşıdığını kabul ediyor.
Tarih anlatısı üzerindeki baskı neden müzeciliğin meselesi?
Müzeler geçmişi değiştirmez; fakat geçmişten hangi nesnelerin, tanıklıkların ve soruların bugüne taşınacağına karar verir. Bu nedenle tarih sergileri hiçbir zaman bütünüyle nötr vitrinler değildir. Kölelik, göç, yerli halklar, savaşlar, emek mücadeleleri, cinsiyet tarihi ya da ırkçılık gibi başlıklar, yalnızca akademik tartışmalar değildir; güncel yurttaşlık fikrini de biçimlendirir. Smithsonian çevresindeki gerilim, tam olarak bu seçimin görünür hâle geldiği yerde yoğunlaştı.
Bir kamu kurumundan daha “olumlu”, daha “birleştirici” bir ulusal hikâye talep etmek ilk bakışta masum görünebilir. Fakat bu talep, tarihin rahatsız edici bölümlerini hangi ölçüde taşıyabileceğimiz sorusunu beraberinde getirir. Müzeciliğin görevi, ulusal öz-imgeyi sürekli parlatmak değildir. Görevi, ziyaretçiye hem gurur hem de sorgulama için yeterli malzemeyi sağlamaktır. Bunch’ın ayrılığı bu dengeyi savunmanın kişisel cesaretin ötesinde, sağlam yönetişim ilkelerine ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.
Halef arayışı, kurumun yönü için bir sınav
Smithsonian yönetim kurulunun önündeki halef seçimi bu nedenle teknik bir insan kaynakları süreci olarak görülemez. Yeni sekreterin koleksiyonlar, bilimsel araştırma, eğitim ve bağışçılık arasındaki ilişkiyi yönetmesi beklenecek. Daha kritik olan ise kurumun küratöryel ve akademik çalışma alanını kısa vadeli siyasal beklentilere karşı ne kadar güvenceye alabileceği. Kurumsal bağımsızlık, müzelerin siyasetten bütünüyle kopuk olduğu anlamına gelmez; tam tersine, kamu yararını gözetebilmek için gündelik siyasi müdahaleden korunabilmeleri demektir.
Bu gelişme Türkiye’deki müzeler ve sanat kurumları için de uzak bir haber sayılmamalı. Koleksiyonların kamusallaşması, hafızanın çoğul biçimde temsil edilmesi ve sergilerin eleştirel düşünceye alan açması her ülkede benzer kırılganlıklar taşır. Büyük kurumların itibarı yalnızca mimarileri, ziyaretçi sayıları ya da uluslararası ortaklıklarıyla kurulmaz. Asıl ölçüt, zor sorular karşısında neyi görünür kılmayı seçtikleri ve bu seçimi sürdürecek kurumsal iradeyi oluşturup oluşturamadıklarıdır.
Bir vedanın bıraktığı açık soru
Lonnie Bunch’ın emekliliği, müzeciliğin geleceğinin yalnızca yeni teknolojiler, genişleyen koleksiyonlar veya gişe başarısı üzerinden okunamayacağını söylüyor. Müze, toplumun kendisi hakkında kurduğu anlatının prova mekânıdır. O anlatı tek sesli hâle geldiğinde, kaybedilen yalnızca bazı eserlerin ya da etiketlerin dili olmaz; kamunun geçmişle dürüstçe karşılaşma imkânı da daralır. Smithsonian’ın yeni dönemi, bu imkânın bir kurumun lider değişimi sırasında ne kadar dayanıklı kalabileceğini gösterecek.



