Fırat Neziroğlu’nun New York’taki C24 Gallery’de 10 Eylül’de açılan “In Between” sergisi, dokumayı yalnızca el emeğiyle tanımlanan bir gelenek olmaktan çıkarıp güncel görme rejimlerinin tam ortasına yerleştiriyor. Serginin asıl gücü, Anadolu kilimlerinin motif dünyasını hazır bir kültürel işaretler deposu gibi kullanmamasında. Neziroğlu, iplik, boşluk, ışık ve portreyi aynı düzlemde çalıştırarak miras ile ekran, maddi yüzey ile dijital görüntü, yakınlık ile mesafe arasında kurulmuş bugünün hayatına bakıyor. Türkiye’den çıkan bir sanat pratiğinin uluslararası sergi alanında hangi soruları taşıdığı açısından da bu buluşma dikkat çekici.
Dokumayı bir görüntü teknolojisi gibi düşünmek
Sergiye yaklaşmanın ilk yolu, dokumayı geçmişe ait sabit bir zanaat kategorisi olarak değil, görüntü üretmenin özgül bir yöntemi olarak görmek. Neziroğlu’nun işleri, yüzeyi kapatan yoğun bir resim etkisi yerine, aralıklar ve geçirgenlikler üzerinden çalışıyor. Böylece bakış, yalnızca tasvir edilen figüre ya da motife yönelmiyor; görüntünün nasıl kurulduğunu da izlemeye başlıyor. İpliğin taşıdığı çizgi, aynı anda hem sınır hem geçit işlevi görüyor.
Bu yönüyle “In Between”, ekran karşısındaki çağdaş deneyimle verimli bir karşıtlık kuruyor. Dijital imge çoğu zaman pürüzsüz, hızla tüketilen ve kaydırılarak geçilen bir yüzey sunar. Dokuma ise zamanı katmanlara ayırır; üretim sürecini görünmez kılmak yerine malzemenin ritmi içinde saklar. Sergideki bakış önerisi, ekran kültürüne romantik bir el işi karşılığı vermekten çok, iki farklı görüntü ekonomisinin birbirini nasıl etkilediğini düşünmeye çağırıyor.
Anadolu motifi burada bir arka plan değil
Serginin ikinci anahtarı, Anadolu kilimlerinden gelen sembolik sözlüğün kullanım biçiminde yatıyor. Bu sözlük, folklorik bir kimlik gösterisine ya da turistik bir bezemeye indirgenmiyor. Motifler; koruma, ayrılık, arzu, umut ve kader gibi insanlık hâllerine ilişkin taşıyıcılar olarak yeniden devreye giriyor. Ancak bu çağrışımlar, tarihsel bir bütünlük vaadiyle sunulmuyor. Tersine, çağdaş hayatın parçalı hafızası içinde yeniden biçimleniyor.
Bu nedenle serginin başlığı da önemli: Arada olmak, kararsız ya da eksik kalmak anlamına gelmiyor yalnızca. İki dünya arasında dolaşan imgenin kendi alanını kurmasına işaret ediyor. Gelenek ile teknoloji, el ile makine, portre ile simge arasındaki sınırlar sergi boyunca kesin çizgiler olmaktan çıkıyor. Neziroğlu’nun yöntemi, kültürel mirası koruma nesnesi gibi dondurmak yerine, yeni anlamlar üretmeye açık bir görsel hafıza olarak ele alıyor.
Portrelerin ve anlatıların izinde
Sergide yer alan yeni çalışmalar arasında “Shalott”, “Lancelot”, “Kader”, “Ayna” ve “Büyü” başlıklı işler öne çıkıyor. Bu adlar, edebiyat, mit ve gündelik duygulanım arasında dolaşan bir anlatı eşiği yaratıyor. Özellikle Shalott ve Lancelot, dolaylı görme, arzu ile temsil arasındaki mesafe ve hikâyenin görüntü tarafından kurulması gibi meseleleri çağırıyor. Burada edebî göndermeler, bir illüstrasyon programına dönüşmüyor; portreyi çevreleyen çağdaş yalnızlık, izleme ve görünme hâllerini açıyor.
Bu eserleri anlamak için figürün kime benzediğinden çok, figürün hangi koşullarda göründüğüne bakmak gerekiyor. Işık, gölge ve boşluk; portreyi tamamlayan unsurlar değil, onun anlamını taşıyan etkin bileşenler hâline geliyor. Dolayısıyla sergi, kişisel yüzlerin ötesinde görüntüye maruz kalan, kendini görüntü yoluyla kuran ve yine görüntü içinde kaybolabilen güncel özneyi tartışıyor.
Türkiye’den dünyaya taşınan soru
“In Between”in kültür-sanat takvimindeki değeri, Türkiye’ye özgü görsel mirası kolayca tanınabilir bir temsil malzemesine çevirmemesinden kaynaklanıyor. Neziroğlu’nun New York’taki sergisi, yerel olanı küresel sanat dolaşımına eklemekle yetinmiyor; o dolaşımın baskın görme alışkanlıklarına dokumanın imkânlarıyla müdahale ediyor. Bu da sergiyi, tekstil sanatının sınırlarını tartışmak isteyenler kadar dijital çağda imgenin maddiliği üzerine düşünenler için de anlamlı kılıyor.
Sergi, bir bakıma şu soruyu açıkta bırakıyor: Bugün hafızayı hangi yüzeylerde taşıyoruz? Yanıt ne yalnızca ekranda ne de yalnızca geleneksel malzemede. Neziroğlu’nun kurduğu ara bölgede hafıza, ipliğin sabrıyla görüntünün hızını aynı anda sınayan bir ilişki biçimi olarak beliriyor.



