12 Eylül’de Ataköy Marina Arena’da yapılması planlanan Anyma’nın ÆDEN gösterisi iptal edildi. İptal, yalnızca takvimden çıkarılan büyük ölçekli bir elektronik müzik gecesi anlamına gelmiyor; müziğin güncel sahne dilinin nasıl okunduğu, görsel üretimin hangi koşullarda bağlamından koparıldığı ve bir konserin kamusal alandaki varlığının ne kadar kırılgan olabildiği üzerine daha geniş bir soruyu da İstanbul’un önüne koyuyor. Sanatçının turne durakları arasında yer alan etkinliğin iptali, çevrimiçi dolaşıma sokulan bazı sahne görüntülerinin farklı yorumlarla hedef hâline gelmesinin ardından gündeme geldi.
Konser Değil, Bütünlüklü Bir Sahne Anlatısı
Anyma’nın sahne pratiği, elektronik müziği yalnızca DJ seti üzerinden kurmuyor. ÆDEN, ses, dev ekranlar, dijital karakterler ve sinematik geçişlerle ilerleyen bir performans evreni olarak tasarlanmıştı. Bu tür prodüksiyonlarda görsel unsur, müziğin yanındaki dekoratif bir katman değil; ritim, gerilim, atmosfer ve anlatıyla eşzamanlı çalışan bir dramaturji aracıdır. İzleyici, tek tek imgeleri değil, ışık, ses, kurgu ve mekânın birlikte ürettiği deneyimi takip eder. Bu nedenle bir performanstan alınan birkaç saniyelik görüntünün, gösterinin tamamını açıklamaya yettiğini varsaymak kültürel olarak sorunlu bir okuma yaratıyor. Konser sahnesi, özellikle elektronik müzikte, karanlık, dönüşüm, teknoloji, insan-sonrası gelecek ve yabancılaşma gibi temaları sıklıkla soyut imgelerle işler. Bu estetik repertuvarın her örneği elbette aynı anlama gelmez; ancak yorumla olgu arasındaki farkın korunması gerekir. Bir imgeye yöneltilen tepki, eserin bütün anlamını kendiliğinden sabitlemez.
Yazılı Gerekçenin Yokluğu, Belirsizliği Büyütüyor
İptal kararının ardından ortaya çıkan en dikkat çekici boşluk, kamuya açık ve ayrıntılı bir yazılı gerekçenin bulunmaması oldu. Etkinliğin neden yapılamadığına ilişkin değerlendirmeler, çevrimiçi kampanyalarla ve yetkililerden aktarılan sınırlı bilgilerle şekillendi. Buna karşılık sanatçı, gösterinin bilimkurgu eksenli bir anlatı olduğunu; karanlık ve aydınlık, yıkım ve yaratım, korku ve umut gibi karşıtlıklar üzerinden kurulduğunu belirtti. Ayrıca dolaşıma giren bazı görüntülerin bağlamından çıkarıldığını ve değiştirilerek kullanıldığını ifade etti. Buradaki mesele, bir sanatçının estetik tercihinin tartışma dışı bırakılması değil. Müzik sahnesi de eleştiriye, itiraza ve kamusal müzakereye açıktır. Asıl mesele, bu tartışmanın eserin bütünüyle ilişki kurabilecek bilgiye dayanıp dayanmadığıdır. Yazılı ve denetlenebilir açıklamaların eksikliği, hem izleyicinin hem organizatörün hem de sanatçının hangi ölçüte göre hareket etmesi gerektiğini belirsizleştirir. Bu belirsizlik, kültür üretiminde yalnızca o geceyi değil, gelecekteki uluslararası iş birliklerini de etkileyen bir risk alanı yaratır.
İstanbul’un Konser Haritası İçin Daha Büyük Soru
İstanbul, son yıllarda cazdan çağdaş klasik müziğe, metalden elektronik müziğe uzanan geniş bir canlı performans trafiği kurmaya çalışıyor. Bu hareketlilik, şehrin yalnızca büyük isimleri ağırlama kapasitesiyle değil, farklı estetik dilleri taşıyan üretimlere alan açabilmesiyle değer kazanıyor. Büyük görsel-işitsel gösteriler de bu ekosistemin önemli parçası: Teknik ekiplerden sahne tasarımcılarına, mekân işletmelerinden bağımsız üreticilere kadar geniş bir ağın deneyimini büyütüyorlar. Anyma’nın iptali, tam da bu nedenle tekil bir popüler müzik haberi olarak görülmemeli. Soru, bir konserin gerçekleşip gerçekleşmemesinden daha geniş: İstanbul, çağdaş sahne sanatlarının melez biçimlerine ne kadar açık bir zemin sunuyor? Müzik, teknoloji ve görsel anlatının iç içe geçtiği performanslar için öngörülebilir bir kültürel iklim kurulabilir mi? Yanıt, yalnız sanatçıların turne planlarını değil, kentteki dinleme kültürünün ufkunu da belirleyecek. 12 Eylül’de Ataköy’de kurulması beklenen sahne artık yok. Fakat geride kalan tartışma, elektronik müziğin bugünkü dilini daha dikkatle dinlemeyi gerektiriyor: Bir gösteriyi anlamak için yalnızca en çarpıcı görüntüye değil, müziğin kurduğu bütün dünyaya bakmak gerekiyor.



