Scottish Ballet, sonbahar sezonunu yalnızca iki yapıtı yan yana getirerek değil, iki ayrı beden düşüncesini çarpıştırarak açıyor. Julia Cheng’in dünya prömiyeri Entress’i, yasın, öfkenin ve yeniden doğma arzusunun içe dönük hareketlerini sahneye taşıyor; Crystal Pite’ın yeniden repertuvara giren Emergence’ı ise bireyi, daha büyük bir organizmanın ritmine katıyor. Glasgow’da 10 Eylül’de başlayan ikili program, güncel dansın en canlı sorularından birini açıyor: Bedensel ifade, kişisel olanı korurken nasıl ortak bir dile dönüşebilir?
Yasın biçim aradığı bir koreografi
Entress, Julia Cheng’in Scottish Ballet için hazırladığı ilk büyük ölçekli çalışmalardan biri olarak, klasik bale topluluğunun teknik disipliniyle tiyatral yoğunluğu karşı karşıya getiriyor. Cheng’in hareket dilinde anlatı, olayları sıralayan bir çizgi olmaktan çok, bedenin içinde biriken duygunun ritmiyle kuruluyor. Yapıtın merkezinde acının estetize edilmesi değil, onun dönüştürücü ve hatta huzursuz edici niteliği var. Bu nedenle Entress, seyirciden belirli bir hikâyeyi takip etmesini istemek yerine, duygunun sahnedeki basıncını izlemesini bekliyor.
Bu yaklaşım, çağdaş balenin uzun süredir aşmaya çalıştığı bir ayrımı da görünür kılıyor: Soyut koreografi ile dramatik deneyim arasındaki sınır. Cheng, kişisel kırılmayı dekoratif bir melankoliye çevirmeden; jest, toplu düzen ve müzikal yapı aracılığıyla paylaşılabilir kılmaya çalışıyor. Isobel Waller-Bridge’in bu yapıt için bestelediği özgün müzik de dansın yalnızca eşliği değil, gerilimlerini büyüten ikinci bir dramaturjik katman gibi işliyor. Böylece sahnedeki dönüşüm fikri, yalnızca koreografinin konusu değil, ses ile hareket arasındaki ilişkinin de yöntemi hâline geliyor.
Arı kolonisi değil, birlikte hareket etmenin karanlık tarafı
Programın diğer yarısındaki Emergence, Crystal Pite’ın 2009 tarihli en etkili yapıtlarından biri. Arı kolonilerinin kolektif davranışlarından ilham alan eser, dansçıları tek tek karakterler olarak değil, sürekli şekil değiştiren bir bütün olarak düşünüyor. Sahnedeki kalabalık bazen saldırgan bir sürüye, bazen ritüel yapan bir topluluğa, bazen de kendi içindeki düzeni kaybetmek üzere olan bir kitleye dönüşüyor. Bu dönüşüm, Pite’ın koreografisinde yalnızca görsel bir ustalık gösterisi değildir; birlikte olmanın hem güven veren hem baskı yaratan tarafını açığa çıkarır.
Emergence’ın bugün yeniden sahnelenmesi, yapıtın ilk ortaya çıktığı dönemin ötesine geçen bir yankı yaratıyor. Günümüzün ağlar, krizler ve kitlesel tepkilerle biçimlenen dünyasında kolektif hareket fikri daha da çelişkili görünüyor. Bir grubun parçası olmak dayanışma üretebilir; ama aynı anda bireysel iradeyi silikleştirebilir. Pite’ın dansçıları bu ikiliği sözsüz ama son derece belirgin bir fiziksel dille kuruyor. Milimetrik eşzamanlılık, burada estetik bir hünerden çok, düzenin bedene yazılma biçimi olarak beliriyor.
İki yapıtın ortak sorusu: Bağ kurmak mümkün mü?
Entress ile Emergence arasındaki bağ, ilk bakışta yalnızca çağdaş koreografiye duydukları güven gibi görünebilir. Oysa ikili programın asıl kuvveti, birbirine zıt ölçeklerde çalışmasında. Cheng, kişinin iç dünyasındaki kopuşları ve yeniden toparlanma ihtimalini araştırıyor; Pite, tekil bedenlerin büyük bir düzene karıştığı anları izliyor. Biri duygunun iç basıncından, diğeri topluluğun dış basıncından hareket ediyor.
Bu karşılaşma, repertuvar tiyatroları için de anlamlı bir öneri taşıyor. Yeni iş üretmek ile kanonlaşmış çağdaş yapıtları yaşatmak, çoğu zaman ayrı programlama tercihleri gibi ele alınıyor. Scottish Ballet ise burada prömiyeri geçmişin güçlü bir yapıtının gölgesine yerleştirmiyor; aksine iki eseri birbirinin okuma aracına dönüştürüyor. Entress, Emergence’ın kalabalığına insanî bir kırılganlık katarken; Emergence da Entress’in kişisel dünyasına toplumsal bir yankı sağlıyor.
Glasgow’nun ardından Aberdeen ve Edinburgh’a taşınacak program, bu nedenle yalnızca sezonun ilk önemli dans etkinliklerinden biri değil. Klasik kurumların çağdaş üretimle kurduğu ilişkinin de güçlü bir örneği. Sahne, burada ne yalnızca bireysel itirafın alanı ne de kusursuzca işleyen bir topluluğun vitrini. İki yapıt birlikte düşünüldüğünde, sahne tam da aradaki zor bölgede duruyor: İnsanların birbirine yaklaşmak için hareket ettiği, fakat o hareketin her zaman kolay ya da uyumlu olmadığı yerde.



