İstanbul sonbahara yine büyük salonların güvenli takvimiyle değil, birbirinden farklı dinleme biçimlerini aynı şehir haritasında buluşturan bir caz programıyla giriyor. 36. Akbank Caz Festivali, 26 Eylül ile 11 Ekim arasında 24 mekâna yayılan yapısıyla, konseri tek başına tüketilecek bir gece olmaktan çıkarıp kulüp, müze, kilise, kültür merkezi ve bağımsız buluşma alanları arasında dolaşan bir deneyime dönüştürüyor. Programdaki 36 konser, söyleşi, dinleme oturumu, atölye ve ustalık sınıfı; festivalin asıl iddiasının yalnızca yıldız isimleri İstanbul’a getirmek değil, cazın nasıl dinlendiği, konuşulduğu ve kent içinde nasıl yer değiştirdiği üzerine düşünmek olduğunu gösteriyor.
Cazı Mekânlar Arasında Dolaştırmak
Bir festivalin niteliği, sahneye çıkardığı isimler kadar seyirciyi hangi mekânlara ve hangi alışkanlıklara davet ettiğiyle de ölçülür. Bu yılki programda Yeldeğirmeni Sanat, Sakıp Sabancı Müzesi, Salon İKSV, Nardis Jazz Club, Pera 77, Babylon, Zorlu PSM ve All Saints Moda Kilisesi gibi birbirinden çok farklı akustik ve sosyal karaktere sahip duraklar yan yana geliyor. Bu dağılım, cazın kentteki yerini yalnızca merkezî büyük etkinlik alanlarıyla sınırlamıyor; dinleyiciyi mahallesinden, gündelik ritminden ve alıştığı konser düzeninden hafifçe uzaklaştırıyor. Özellikle kulüplere ayrılan geceler, festivalin süreklilik meselesine işaret ediyor. Büyük festival sahnesi çoğu zaman görünürlük sağlar; oysa müziğin gündelik hayatı kulüplerde, küçük kapasiteli salonlarda ve tekrar eden buluşmalarda kurulur. Caz Kulüpleri Gecesi’nin Nardis Jazz Club, Asa Khai, Bova ve Pera 77 gibi adreslere yayılması bu nedenle sadece program çeşitliliği değil, canlı müzik ekosisteminin farklı ölçeklerini görünür kılan bir tercih. Festival, bir gecelik yoğunluğu kalıcı dinleme kültürüne bağlayabildiği ölçüde anlam kazanacak.
Yeni Kuşağa Ayrılan Alan, Temsilden Fazlası Olabilir mi?
Programın güçlü taraflarından biri, yeni kuşak müzisyenleri uluslararası konukların yanında bir “açılış ismi” işlevine sıkıştırmaması. Corda Quintet’in 26 Eylül’de Yeldeğirmeni Sanat’taki ücretsiz konseri, bu yaklaşımın somut örneklerinden biri. Nardis Genç Caz Müzisyeni Yarışması’nda öne çıkan müzisyenlerin bir araya geldiği beşli, Türkiye cazının yalnızca geleceği olarak değil, bugünün üretken bir parçası olarak sahneye çıkıyor. İstanbul merkezli davulcu ve besteci Danae Palaka’nın aynı gün sahne alması da programın dikkat çekici eşleşmelerinden. Davulun eşlikçi rolünü aşarak bestecilik ve grup liderliği ekseninde kurulan bu tür repertuvarlar, Türkiye’de genç caz müzisyenlerinin görünürlüğü açısından önemli. Festivalin burada üstlenebileceği rol, yeni isimleri kısa süreli bir keşif heyecanının nesnesi yapmak değil; onları farklı dinleyici çevreleriyle, eleştirel tartışmalarla ve devamlı sahne imkânlarıyla buluşturmak. Gençlik vurgusu ancak bu süreklilik sağlandığında gerçek bir kültür politikasına dönüşebilir.
Arşiv, Plak ve Cazın Kamusal Hafızası
Festivalin müzik dışı görünen buluşmaları, bu yılın en anlamlı hattını oluşturuyor. İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’na odaklanan hafıza ve görsel kültür etkinliği, Unkapanı’nın kayıt endüstrisindeki tarihsel rolünü yeniden gündeme taşıyor. Böylece caz, yalnızca ithal edilmiş bir estetik dil ya da konser salonu repertuvarı olarak değil; kayıt, kapak tasarımı, dağıtım, radyo ve şehir hafızasıyla iç içe geçen bir kültürel alan olarak ele alınıyor. Bağımsız plak şirketlerinin güncel konumuna ayrılan dinleme ve konuşma etkinliği de aynı soruyu başka bir yerden soruyor: Dijital dolaşımın hızına rağmen bir katalog kurmak, fiziksel kaydı korumak ve sanatçıyla uzun soluklu ilişki geliştirmek ne anlama geliyor? Festivalin Miles Davis’in doğumunun 100. yılı çevresinde şekillenen programlarıyla birlikte düşünüldüğünde, burada nostaljik bir arşiv merakı değil, geçmişle güncel üretim arasında bağ kurma isteği var. 36. yılındaki festivalin asıl vaadi, cazı tek bir tür etiketi altında toplamamak. Elektronik müzikle, Arap coğrafyasından seslerle, doğaçlamayla, plak kültürüyle ve İstanbul’un müzik endüstrisi hafızasıyla temas eden program; dinleyiciye seçilmiş birkaç konserden daha fazlasını öneriyor. Sonbaharın kültür takviminde esas mesele, hangi ismin sahneye çıkacağından çok, bu dağınık ve canlı ağın festival sonrasında şehirde ne kadar kalıcı olacağı.


