Verdi’nin “Aida”sı çoğu zaman operanın en büyük gösteri makinelerinden biri olarak hatırlanır: kalabalık korolar, askerî ihtişam, tören duygusu ve zaferin sahne üstünde büyütülmesi. Gran Teatre del Liceu’nun 2026/27 sezonunu 25 Eylül’de açacak yeni “Aida” prodüksiyonu ise bu alışılmış dengeyi tersine çeviriyor. Sahne yönetmenliğini İranlı görsel sanatçı Shirin Neshat üstlenirken, eserin merkezine galibin parıltısını değil, savaşın içinde kalanların sessizliğini yerleştiriyor. Bu tercih, klasik repertuvarın en tanınan yapıtlarından birini güncel kılmanın kestirme bir “çağdaşlaştırma” hamlesi değil; operanın iktidar, aidiyet ve kadınlıkla ilişkisini yeniden tartışmaya açan daha derin bir müdahale.
Zaferin İçinden Yenilgiye Bakmak
Neshat’ın yaklaşımında Aida, Radamès ve Amneris arasındaki aşk üçgeni tek başına belirleyici değil. Üç karakteri kuşatan dinî fanatizm, devlet gücü, savaş ve otoriter düzen sahnenin asıl basınç alanını oluşturuyor. Böylece “Aida”, iki ülke arasındaki tarihsel bir çatışmanın egzotik fonundan çıkarak, iktidarın birey üzerinde kurduğu baskının anlatısına dönüşüyor. Aida’nın ülkesinden koparılmışlığı, Radamès’in askerî sadakat ile kişisel arzu arasında sıkışması ve Amneris’in saray içindeki ayrıcalığının onu özgürleştirmemesi, aynı düzenin farklı yüzleri hâline geliyor. Bu okuma özellikle önemli; çünkü “Aida”nın geleneksel sahne dili, savaşın yıkımını çoğu kez görkemli bir resmin arka planına iter. Neshat ise zafer alayının estetiğini muhafaza etmek yerine, o estetiğin dışarıda bıraktığı kayıp, esaret ve yerinden edilme deneyimlerine bakıyor. Operanın tören duygusunu sökmeden, törenin kimin adına kurulduğunu sorguluyor.
Görsel Sanatın Operaya Getirdiği Mesafe
Bu yapım, Neshat’ın opera sahnesindeki ilk yönetmenliği olsa da, sanatçının uzun süredir geliştirdiği görsel dünyanın doğal bir uzantısı gibi duruyor. Fotoğraf, video ve yerleştirme çalışmalarında kadın bedeni, dinî simgeler, sürgün, dil ve politik baskı arasındaki gerilime yoğunlaşan Neshat, “Aida”da da görüntüyü dekoratif bir eşlikçi olarak kullanmıyor. Siyah-beyaz videolar, sahne üzerindeki eylemi çoğaltan ikinci bir anlatı katmanı kuruyor; savaşın mağdurları, köleler ve kayıplar yalnızca hikâyenin sonucu değil, anlatının sürekli tanıkları olarak beliriyor. Bu tercih, operada görüntünün giderek yaygınlaşan kullanımından farklı bir ağırlık taşıyor. Video burada müziğin etkisini büyüten bir teknoloji gösterisi değil; seyircinin bakışını rahatsız eden, ana anlatının konforunu bozan bir araç. Büyük operanın seyir zevkini tümüyle reddetmeden, onun içine bir huzursuzluk yerleştiriyor. Neshat’ın asıl başarısı da bu olabilir: Verdi’nin müzikal mimarisine dışarıdan siyasi bir tez bindirmek yerine, eserin zaten taşıdığı şiddet ve arzu düğümlerini görünür kılmak.
Dört Aida, Bir Repertuvar Tartışması
Liceu’daki 17 temsilde Aida rolünü Anna Netrebko, Anna Pirozzi, Olga Maslova ve Ewa Płonka paylaşacak. Radamès’i Piotr Beczała, Ivan Gyngazov ve Arsen Soghomonyan; Amneris’i ise Ekaterina Semenchuk, Ksenia Dudnikova ve Fiorenza Cedolins yorumlayacak. Antonello Manacorda ile Josep Gil dönüşümlü olarak orkestrayı yönetecek. Bu geniş dağılım, “Aida”nın yalnızca sahneleme bakımından değil, vokal dayanıklılık ve dramatik yoğunluk bakımından da repertuvarın en zor yapıtlarından biri olduğunu hatırlatıyor. Ancak Barselona’daki asıl mesele yıldız kadronun çekim gücü değil. Neshat’ın sahnelemesi, kurumların kanonik eserlerle ilişkisi için daha kalıcı bir soru öneriyor: Klasiklerin bugün yaşaması, onları yalnızca kusursuz biçimde tekrar etmekle mi mümkün, yoksa kendi tarihsel kör noktalarıyla yüzleştirmekle mi? “Aida”, savaşın ihtişamı ile savaşın bedeli arasındaki uçurumdan doğan bir opera. Liceu’nun yeni prodüksiyonu, bu uçurumu kapatmaya çalışmıyor; aksine, seyircinin tam oraya bakmasını istiyor.



