İstanbul Modern’de 8 Eylül 2026’da açılan “Aynı Mavinin Altında”, bir koleksiyon sergisinden beklenen güvenli kronolojiyi bilinçli biçimde esnetiyor. Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın 1940’lardan günümüze uzanan dönüşümünü izleyen seçki, bunu yalnızca dönemlere ayırarak yapmıyor; farklı kuşakları, coğrafyaları ve üretim araçlarını yan yana getirerek müzenin koleksiyonunu yaşayan bir tartışma alanına çeviriyor. 119 sanatçının 230 yapıtını buluşturan sergi, dört kata yayılan yerleşimi ve ilk kez gösterilen 43 yapıtıyla sonbahar sezonunun en kapsamlı İstanbul duraklarından biri.
1. İlk eşik: Kronolojiyi bir ezber değil, zemin olarak kullanın
Serginin ilk bölümü, 1940’lardan 2000’lere Türkiye’deki sanat üretiminin değişen yönlerini takip ediyor. Bu hatta soyut resmin erken örnekleri, figürün farklı dönüşümleri ve sanatçıların toplumsal değişimlerle kurduğu ilişki öne çıkıyor. Rotayı burada bir “büyük isimler” listesine indirgememek önemli. Asıl mesele, aynı dönemde üretilmiş işlerin dahi ne kadar ayrı estetik ve politik yönelimler taşıdığını görmek. Modernleşme fikrinin tek bir üslup üretmediği; aksine resim, heykel, fotoğraf ve farklı anlatım biçimleri arasında çoğalan bir tartışma yarattığı bu bölümde belirginleşiyor.
Bu başlangıç, serginin sonraki katlarında kurulacak çağdaş bağlantılar için gerekli arka planı sağlıyor. Ziyaretin ilk bölümünde hızlı tüketim yerine, seçilmiş birkaç yapıtın önünde durmak daha anlamlı bir yöntem olabilir: Rengin nasıl kullanıldığına, figürün hangi mesafeden kurulduğuna ve yapıtın kendi döneminin şehir, gündelik hayat ya da toplumsal gerilimleriyle nasıl ilişkilendiğine bakmak yeterli bir başlangıç sunar.
2. İkinci eşik: 2000 sonrası sanatın beş başlığını birbirine bağlayın
Serginin çağdaş bölümü, yapıtları kronolojik sıradan çok tematik kümeler içinde karşılaştırmaya açıyor. Savaş, yıkım ve yerinden edilme; doğa, motif ve dönüşüm; temsil, anlatı ve gelenek; kent, mekân ve katman gibi başlıklar burada birer bölüm adı olmanın ötesine geçiyor. Göç, hafıza, ekolojik kırılma, görünmeyen emek ve kimlik meseleleri; resim, video, fotoğraf, heykel ve yerleştirme arasında dolaşıma giriyor.
Bu katta izlenecek güçlü hatlardan biri, kentin yalnızca mimari bir çevre olarak değil, hafıza üreten ve hafıza silen bir alan olarak ele alınışı. Bir başka hat ise doğa imgelerinin dekoratif bir arka plan olmaktan çıkarak dönüşüm, kayıp ve karşılıklı bağımlılık sorularına bağlanması. Yapıtlar arasında kesin cevaplar aramak yerine, aynı başlığın farklı sanatçılarda hangi görsel dillerle karşılık bulduğunu izlemek sergiyi daha açık hale getiriyor.
3. Üçüncü eşik: Müzenin kamusal alanlarını serginin dışında saymayın
“Aynı Mavinin Altında”nın ayırt edici tarafı, koleksiyon salonuyla sınırlı kalmaması. Müzenin fuayeleri, kütüphanesi ve farklı katları serginin parçası olarak düşünülmüş. Böylece ziyaret, kapalı bir sergi güzergâhından çok, binanın içinde kesintili biçimde sürdürülen bir karşılaşmaya dönüşüyor. Bu kurgu, müze mekânının nötr bir taşıyıcı olmadığını; eserin algılanışını ışık, geçiş, manzara, koridor ve bekleme alanlarıyla birlikte biçimlendirdiğini hatırlatıyor.
Bu nedenle rota planlanırken yalnızca duvar metinleri ve salon sıralaması izlenmemeli. Katlar arasındaki geçişlerde, dış cephedeki sanat yapıtlarında ve ortak alanlarda durmak, serginin mekânla kurduğu ilişkiyi daha görünür kılar. Koleksiyonun bir bölümüyle karşılaşıp ardından İstanbul siluetine ya da müzenin gündelik hareketine dönmek, serginin kent ve alan fikriyle kurduğu bağın doğal uzantısı.
4. Son eşik: Maviyi bir tema değil, bağ kurma biçimi olarak düşünün
Serginin başlığındaki mavi, yalnızca deniz ve ufuk çağrışımı taşıyan şiirsel bir renk değil. Farklı zamanları yan yana getiren; özgürlük, mesafe, hareket, düş ve bellek gibi kavramlara geçit açan bir düşünme aracı. Bu yaklaşım, koleksiyon sergilerinin değişmez bir sanat tarihi anlatısı sunmak zorunda olmadığını gösteriyor. Aynı koleksiyon, her yeni yerleşimde yeni sorular üretebilir; geçmişin yapıtları güncel meselelerle, güncel yapıtlar da daha eski biçim arayışlarıyla yeniden konuşabilir.
İstanbul Modern’in 31 Aralık 2027’ye kadar sürecek sergisi, bu nedenle tek seferlik bir “genel bakış” yerine tekrar dönülebilecek bir sanat haritası öneriyor. İlk ziyaret için öneri net: Bir dönemi, bir temayı ve bir mekânsal geçişi seçin. Serginin ölçeğini tüketmeye çalışmak yerine, Türkiye sanatının birbirine bağlanan ama birbirine indirgenmeyen çoğul hikâyelerini izleyin.



