19. İstanbul Bienali, 18 Eylül–14 Kasım 2027 tarihleri arasında Artİstanbul Feshane’yi ana mekânına yerleştirecek. Bu karar, yalnızca büyük ölçekli bir serginin adresini bildirmiyor; İstanbul’un kültür haritasında Haliç kıyısını yeniden merkezî bir tartışma alanına taşıyor. Bir zamanlar tekstil üretiminin ritmiyle çalışan yapı, bugün sanatın hangi tarihsel mekânlarda, hangi kamusallık fikriyle ve hangi kentle ilişki kurarak gösterileceğine dair soruların odağında. Bienalin kavramsal çerçevesi henüz bütünüyle açıklanmış değil; buna karşılık mekân seçimi, 2027’ye uzanan hazırlık dönemini okumak için şimdiden dört belirgin eşik sunuyor.
## 1. Fabrika geçmişini dekor değil, serginin ilk katmanı saymak
Feshane’nin 19. yüzyıldaki üretim tarihi, mekânı nötr bir sergi kutusu olmaktan çıkarıyor. Yapının Kadırga’da başlayan, ardından Eyüp’e taşınan hikâyesi; zanaatten fabrika düzenine, askerî ihtiyaçtan kent ekonomisine uzanan bir dönüşümü barındırıyor. Bu nedenle 2027’de karşılaşılacak işleri yalnızca beyaz duvar mantığıyla değerlendirmek eksik kalacaktır. Yapının ölçeği, endüstriyel hafızası, duvarları ve Haliç’le kurduğu ilişki, serginin görünmeyen fakat etkili katmanını oluşturacak. Feshane’deki her iş, ister istemez üretim, emek, modernleşme ve dönüşüm başlıklarıyla yan yana okunacaktır.
## 2. Haliç’i bir arka plan değil, ulaşım ve karşılaşma hattı olarak görmek
Bienal mekânları çoğu zaman şehir içinde sanat izleyicisinin alışık olduğu akslarda yoğunlaşır. Feshane tercihi ise bakışı Beyoğlu ve Karaköy ekseninin dışına, Eyüpsultan’a ve Haliç kıyısına çeviriyor. Bu yön değişikliği, ziyaretin ulaşım planını aşan bir anlam taşıyor: Kent merkezinin kültürel sınırları nerede başlıyor, nerede gevşiyor ve kimleri kapsıyor? Feshane’ye giden rota, su kıyısındaki tarihî yapıların, mahalle hayatının ve yeni kamusal programların birbirine değdiği bir şehir parçasını görünür kılacak. Bienal yaklaşırken bu çevreyi tek bir etkinlik durağı gibi değil, ayrı bir kültür coğrafyası olarak takip etmek yerinde olur.
## 3. Mevcut kamusal programın sürekliliğini izlemek
Mekânın bienal için seçilmesinin asıl önemi, yalnızca gelecekteki kalabalıkta değil, bugünden kurduğu kullanım biçiminde yatıyor. Restorasyonun ardından yeniden açılan yapı; sergi alanları, kütüphane ve çeşitli etkinlik imkânlarıyla güncel bir kültür merkezi olarak çalışıyor. Bu süreklilik önemli: Büyük uluslararası sergiler, geçici bir işgal halinde değil, hâlihazırda yaşayan bir kamusal mekâna yerleştiğinde şehirle daha güçlü bir ilişki kurabiliyor. 2026 sonbaharında Feshane’nin programını izlemek, 2027’deki bienali beklemenin en somut yolu. Özellikle sergi ile okuma, konuşma ve açık alan kullanımı arasındaki bağlantıların nasıl kurulduğu, gelecek edisyonun mekânsal diline dair ipuçları verebilir.
## 4. Savaş ve barış çağrısını erken bir yön işareti kabul etmek
Küratörlerin sanatçılara açtığı başvuru çağrısı, savaşın etkilerine odaklanan proje önerilerini öne çıkarıyor. Bu çağrı, bienalin nihai başlığı ya da bütün programı olarak okunmamalı; ancak edisyonun güncel çatışmalar, hafıza, yıkım ve birlikte yaşama meselelerinden uzak durmayacağını düşündüren kuvvetli bir işaret. Feshane’nin üretim tarihinden geçen emek ve dönüşüm izleğiyle bu tartışmanın nasıl buluşacağı şimdilik açık değil. Tam da bu belirsizlik, önümüzdeki yılı izlemeye değer kılıyor. 2027’ye yaklaşırken açıklanacak sanatçı listesi, yan mekânlar ve kamusal programlar, ana mekân kararının gerçek ölçüsünü belirleyecek.
Artİstanbul Feshane’nin ana mekân olarak seçilmesi, İstanbul Bienali için erken verilmiş bir adres bilgisinden fazlası. Bu, çağdaş sanatın kentte yalnızca yeni yapılar değil, katmanlı geçmişler ve açık kamusal alanlar aradığını gösteren bir işaret. 2027’nin sergisi henüz kurulmadı; fakat Feshane şimdiden bienali seyretmenin değil, İstanbul’un kültürel yönünü yeniden düşünmenin başlangıç noktası haline geliyor.



