Akaretler Sıraevler, 17 Eylül–8 Kasım 2026 arasında üç ayrı özel koleksiyonu aynı yürüyüş hattında buluşturan Artweeks Istanbul “Collectors” edisyonuna ev sahipliği yapıyor. Banu ve Hakan Çarmıklı, Öner Kocabeyoğlu ile Tansa Mermerci koleksiyonlarından kurulan seçkiler; A23, A25-27, A43 ve A45 numaralı yapılara yayılıyor. Bu buluşmayı önemli kılan yalnızca özel mülkiyetteki eserlerin ücretsiz erişime açılması değil. Program, koleksiyonculuğu sahiplik fikrinin ötesinde; seçme, saklama, ilişkilendirme ve kamuyla paylaşma biçimi olarak görünür kılıyor.
Önce mekânı bir geçiş alanı olarak düşünmek
Akaretler’deki rota, beyaz küp sergi mekânının alışıldık tekdüzeliğini kırıyor. Tarihî sıraevlerin birbirinden ayrılan ölçekleri, ziyaretçiyi her koleksiyonun kendi temposuna göre yeniden konumlandırıyor. Bu nedenle programı tek bir büyük sergi gibi hızla tüketmek yerine, dört yapıyı birbiriyle konuşan ama birbirine indirgenemeyen duraklar olarak ele almak daha verimli. Bir binadan diğerine geçerken değişen şey yalnızca eser grubu değil; bakışın ritmi de değişiyor.
Bu fiziksel dağılım, özel koleksiyonların çoğu zaman kapalı kapılar ardında kurduğu dünyayı kent içinde daha geçirgen kılıyor. Akaretler’in gündelik dolaşıma açık yapısı, sergi ziyaretini bir varış noktasından çok bir kent içi karşılaşmaya dönüştürüyor. Dolayısıyla rotanın ilk eşiği, tek tek sanatçılardan önce sergileme koşullarında yatıyor: Eserlerin hangi tarihî iç mekânda, hangi komşuluk ilişkisi içinde ve hangi sırayla görüldüğü burada anlamın parçası.
Kavuşma’da toplumsal bakışın izini sürmek
Banu ve Hakan Çarmıklı Koleksiyonu’ndan hazırlanan “Kavuşma”, kadın sanatçıların üretimlerini ve toplumsal meselelerle temas eden işleri öne çıkarıyor. Bu durağı gezerken koleksiyonun konu başlıklarına nasıl yaklaştığına dikkat etmek gerekiyor: Göç, çevre, kimlik ve toplumsal cinsiyet, burada birbirinden kopuk gündemler olarak değil, sanatın kişisel olanla kamusal olanı birbirine bağlama kapasitesi üzerinden beliriyor.
İpek Duben’in 1981 tarihli “Şerife” dizisi bu hat için güçlü bir odak sunuyor. Gündelik emeği ve kadınlık hâllerini doğrudan kahramanlaştırmadan ele alan çalışmalar, koleksiyonun sosyal meseleleri estetik bir arka plan malzemesine çevirmediği anları açığa çıkarıyor. Bu bölümde asıl soru şudur: Bir koleksiyon, tercihleri aracılığıyla hangi hayatları görünür kılmayı seçiyor? Yanıtı tek bir yapıtta değil, yapıtlar arasındaki mesafede aramak gerekiyor.
Tutku, sabır ve farklı zamanların aynı duvarda buluşması
Öner Kocabeyoğlu Koleksiyonu’nun Levent Çalıkoğlu küratörlüğündeki “Tutku ve Sabır” seçkisi, 91 sanatçının 140 eserini bir araya getiriyor. Yaklaşık bir yüzyıla yayılan bu genişlik, serginin gücünü yalnızca isim çeşitliliğinden almıyor. Fikret Mualla ve Abidin Dino gibi Türkiye sanat tarihinin belirleyici figürleri ile Tony Cragg, Antony Gormley ve Alicja Kwade gibi uluslararası sanatçıların aynı kurgu içinde bulunması, kronolojik bir sanat tarihi turundan farklı bir okuma öneriyor.
Bu durakta kimlik, beden, mit, nesne, renk alanı ve gerçeklik gibi izleklere odaklanmak mümkün. Ancak seçkinin en ilginç tarafı, farklı kuşakların yapıtlarını birbirine benzetmeye çalışmaması. Bir eserin tarihsel yüküyle bir diğerinin güncel gerilimi yan yana geliyor; aralarındaki sürtünme korunuyor. Koleksiyonun sabırla kurulan tarafı da burada beliriyor: Uzun yıllara yayılan birikim, yalnızca değerli eserler toplamı değil, zaman içinde değişen beğenilerin kaydı hâline geliyor.
Sükûn ve galeyan arasında son durak
Tansa Mermerci Koleksiyonu’ndan “Sükûn ve Galeyan”, geleneksel ve çağdaş üretimler arasında daha duygusal, daha hareketli bir geçiş tasarlıyor. Nilbar Güreş, Nil Yalter, Martin Creed ve Yuji Agematsu gibi farklı pratiklere sahip sanatçıların aynı seçkide buluşması, burada tek bir estetik dil aranmaması gerektiğini gösteriyor. Beden, toplumsal cinsiyet ve gündelik hayat çevresinde gelişen işler, sakinlik ile taşkınlık arasında gidip gelen bir sergi ritmi kuruyor.
Rotayı bu bölümde tamamlamak, programın bütününe dair iyi bir sonuç veriyor: Özel koleksiyonlar yalnızca sanat piyasasının veya ev içi beğeninin uzantısı değil; doğru kurgulandıklarında çelişkili yakınlıkları, kişisel bağları ve kültürel hafızayı da açığa çıkarabiliyor. Artweeks Istanbul’un bu edisyonu, izleyiciye hangi eserin “en önemli” olduğu sorusundan daha verimli bir soru bırakıyor: Bir koleksiyon, birlikte görmemizi mümkün kıldığı eserlerle hangi hikâyeyi kuruyor?
Sergiler pazartesi günleri dışında 12.00–19.00 saatleri arasında ücretsiz gezilebiliyor. Rotayı tek günde tamamlamak mümkün olsa da, dört binaya yayılan program için her seçkiye ayrı zaman ayırmak; koleksiyonların ortaklaştığı ve ayrıştığı noktaları daha açık biçimde izlemeyi sağlayacaktır.



